Barış kavramı ve ona bağlı olarak kardeşlik, birlik ve uyum içinde “insanca” yaşama ideası, demokrasi kavramından daha hayati, daha önemli ve daha yücedir. Önce barışçıl, insancıl olunmalı, sonra demokratik. Bu üçü, insan hayatının vazgeçilmezleridir. Ama sıralaması da aynen bu şekilde… Demokrasinin tarihi kanla yazılmıştır, doğru. Ama çağdaş dünyada kanın olduğu yerde, terörün olduğu yerde, her şeyi geçelim silahın olduğu yerde demokrasi olmaz, işlemez, yürümez. Bunun örnekleri açısından maalesef zengin bir ülke burası.
Parti kapatılmasına karşıyım. Ama terörü ve terör örgütünü desteklemeye, şiddeti desteklemeye, bölücülüğe, savaş yanlılığına, milliyetçiliğe, militarizme, ırkçılığa, şovenizme, bir arada barışçıl bir hayat düzeni ile yaşamaya olan inançsızlığa ve tüm bunların “demokratik hak” çatısı altında savunulmasına daha da karşıyım. Parti kapatılmasına karşıyım. Fakat bazı istisnai durumlarda bunun kaçınılmaz bir hukuki karar olduğu gerçeğini de yok sayamıyorum. Parti kapatmak kötüdür ama ayrımcılık propagandası yapmak, terörü, şiddeti desteklemek ve dağda “silah” tutanları savunanların mecliste olması felakettir. Kötüyü, felakete tercih ediyorum. Halkın oyunu almalarını önemseyemiyorum. Zira göz göre göre “silahla hak arayanlar”ı savunanlara oy veren halkın, demokrasi kavramı sayesinde meşru görülebileceğini düşünmüyorum. Bu durumda, evet, DTP’nin kapatılması demokrasi adına bir geri adım olarak değerlendirilebilir ama hukuki açıdan yerinde bir adımdır. Demokrasinin gerilemesi de, hukukun doğru kullanılamaması da kötü. Burada seçimim daha az kötü olandan yana. Ayrıca bu karar demokratik ülkelerdeki benzer uygulamalara bakıldığında, hukuki açıdan itiraz edilemeyecek bir karar. Ve bir diğer kritik durum da, kapatılan partinin bazı eylem ve söylemlerinin de bizzat demokrasiye aykırı olduğu gerçeği. Ancak siyasi açıdan baktığımız zaman, bu kararın hem zamanlaması, hem de yaratacağı sonuçlar açısından çok dikkatli yönetilmesi gereken sonuçları olacağını tahmin etmek de zor değil. DTP maalesef, daha önce partileşmiş aynı kafadaki örgütlere benzer şekilde, halkın oyunu alıp demokratik düzene silahla karşı çıkan terörü meşru kılan eylemlerin odağı olmayı sürdürdü. Ülke ve ulus bütünlüğünün; anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen temel hükümlerini tehdit eden eylemlerin odak noktası haline gelen siyasi partilerin kapatılmasını kabul etmesi son derece normal. Kaldı ki; “bölge, ırk ve/veya din esasına dayalı” siyasi parti kurmak veya o kimliğe bürünmek de demokrasiye aykırıdır. Bunlar AİHM tarafından da kabul gören kriterlerdir. Tüm demokratik ülkeler; hukuka aykırı düşmeyecek önlemlerle “korunmak” ihtiyacındadırlar ve bunun bir sonu yok, olmayacak da…
Bir siyasal partinin halkın oyunu alması, o partiye demokrasiye ayıkırı bir şekilde terör yanlısı eylemlerin odağı olabilme hakkı tanıyamaz. Üzgünüm ki bugünkü DTP kadrosu da, daha öncekilerden ders almamış olmanın bedelini ödemek durumunda kaldı.
Yani durum şu; demokrasiye aykırı davranan parti ve onu kapatırken demokrasiyi geriye alan hukuk.Yineliyorum birisi kötü, diğeri felaket….
Kapanan partide doğal olarak oluşacak olan “mazlumluk duygusu”nun ise dağa çıkarak değil; ısrarla ve yılmadan hakların parlamentoda aranması yoluyla, yani yine ve yeniden siyasetle aşılması gerektiğini, bundan sonra atılacak her adımın “silahsız çözümler” üzerinden yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çözüm her iki taraf için de aynı; silahı bırakmak, insan öldürmemek.
Alınan kararın ardından ayrıntılarda; siyasi yasak getirilenlerin, yasak getirilmeyen bazılarından daha ılımlı siyasi portre çizdikleri gerçeği canımı sıkıyor. Fakat kapatılan partinin genel düzeydeki söylemleri daha çok canımı sıkıyor. Keşke Kürtler tarafından kurulan partiler, sadece Kürtçülük şovenizmi, milliyetçiliği ya da ırkçılığı yapmak yerine; “Biz tüm Türkiye’nin partisiyiz. Biz barıştan yanayız. Biz silahsız çözümler istiyoruz. Biz silaha karşıyız. Biz insan öldürmeye karşıyız. Biz terör örgütünü desteklemiyoruz. Biz silah tutan kimseyi desteklemiyoruz! Biz tüm Türkiye’nin oylarına talibiz!” diyebilse!... Kürt değilim ve öyle bir parti kurulursa, beni samimiyetlerine inandırabilirlerse; açıkça, içtenlikle kendi kendime söz verdiğim bir şey var: O partiye oy vereceğim!
Peki ama ayrı bir ülke, ayrı bir toprak parçası, ayrı bir özgürlük mü istiyorlar? Cevap evetse; yine bunun da silah yoluyla olamayacağını, olursa da ortaya çıkan yapının sağlıksız ve tarihi açıdan son derece vahim sonuçlar doğuracağını düşünüyorum. Ve tabii ki bu soruların yanıtı evet ise, konunun çok daha derin, kapsamlı ve geniş bir düşünce sistematiği içerisinde; birlik, beraberlik, bölücülük, bütünlük, azınlık / çoğunluk, temel hak ve özgürlükler gibi son derece hayati ve son derece önemli kavramların tüm anlamları dahilinde, “adil ve barışçıl” bir ışık altında yürütülmesi gerektiğini savunuyorum.
Ben tüm Kürtlerin terörü, terör örgütünü desteklediğine inanmıyorum. İçlerinde silahsız bir hayat isteyenlerin de olduğunu düşünüyorum. Etnik farklılık gözetmeksizin, birlik ve beraberlik içinde, barışçıl ve adil bir hayat düzeni içinde yaşamak isteyen Kürtlerin de olduğuna inanmak istiyorum.
Bundan sonra kurulacak partinin; şiddeti kesin olarak reddederek, ortak sorunumuzu çözmek için çok daha net ve kesin çizgilerle belirlenmiş barış ve silahsızlık çerçevesi içerisindeki zeminleri kullanmasını diliyorum.
Ve tabii ki “her iki kesimin de” her şeyden önce, acil ve geri dönüşü olmaz şekilde “silahı bırakması” yönündeki temennimi vurguluyorum.
Son olarak; parti kapatılması kararı sonrasında, maalesef sıkça rasgeldiğim sevinç çığlıklarına yönelik olarak ifade etek istediğim durumlar var.
Bu tarz tepkiler “şovenizm” atmosferine sokuyor ortamı. Kararın ardından özellikle internet üzerinde yayılanlar gibi; basit ve düzeysiz zafer çığlıkları atmak, dağdakilerin “öldürmeye” karşı olan inancını körüklemekten, kuvvetlendirmekten ve barışa karşı atılabilecek adımları silmekten başka “hiçbir şeye” yaramayacak gibi geliyor bana.
Şovenizm (Kendi ulusunu öne çıkararak değişik ırk ve uluslar arasında düşmanlık yaratmayı amaçlayan ve bu yolda kışkırtmada bulunan aşırı akım.) kötüdür. Milliyetçilik de sağlıklı ve çağdaş bir düşünce yapısı değildir. Çünkü sözlük anlamıyla; maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışıdır. Ben millet ve ülkemin değil; barışın, evrensel adaletin, insanca ve birlik içinde yaşamanın her şeyin üstünde tutulmasını savunuyorum. “Vatanı sevmek” basitleştirmesine karşıyım. Kimse üzerinde yaşadığı ülkeyi sevmek, sevmiyorsa da terk etmek zorunda değil. Bir arada uyum içinde yaşamaya “karşı” bir eylemde bulunmamaktır asıl mesele. Ben kimseye Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, dinsiz şeklinde bakmıyorum. Benim için önemli olan etnik kökeni, doğduğu ülke, benimsediği dini inanç ya da inançsızlık değil.
Bugüne kadar bu mevzu yüzünden ölen ve öldürülenlerin arasındaki “masumların” anısına ve acısına saygı için lütfen kimliğinizde yazanları bir kenara bırakın ve barışçıl yaklaşımın, empati kurabilme çabasının hayati önemini yok saymayın. Yılan size dokunsa da, ateş düştüğü yeri yaksa da... Kimse doğduğu yer yüzünden iyi ya da kötü değil.
Emre Kongar’ın “Demokrasi Ne Değildir?” başlıklı yazısından, üzerine ekleyecek bir şeyimin olmadığı bazı cümleleriyle noktalıyorum. Hem bugünkü duruma, hem de genel olarak ülkenin yıllardan beri içinde bulunduğu duruma ışık tutabilmesi umuduyla…
“Demokrasi, emperyalizmin kuklalarının 'halktan yetki aldık' görüntüsü altında ülkeyi yönetmesi değildir.
Demokrasi, terör eylemlerinin yeşereceği ve egemen olacağı bir ortam değildir.
Demokrasi; sayısal azınlıkların ya da sayısal çoğunluğun, milli ya da dini duyguları kötüye kullanarak, ülkeyi faşizme ya da şeriatçılığa sürüklemesi değildir.
Demokrasi, etnik bölücülük değildir.
Demokrasi, çoğunluk diktatörlüğü değildir.
Demokrasi; ülkeyi yönetenlerin demokrasinin ön koşulları olan laikliği, temel hak ve özgürlükleri, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak eylemleri, 'sandıktan çıktık' gerekçesine sığınarak yapması değildir.
Demokrasi, tarikatların ve cemaatlerin egemenliği değildir.
Demokrasi; feodal düzen ya da toprak ağalığı değildir.”
Silahsız, barışçıl, adil bir dünya özlemiyle…
